Kendimi bildim bileli Galatasaraylıyım. Son 1 yıla kadar neredeyse hiçbir maçı kaçırmış sayılmam. Formalarını çerçevetelip evine asabilecek kadar fanatik olan ben hayatımı Galatasaray’ın maçlarına göre planlıyordum. Maç hangi saatte ise o saatte evde olur, maçın başlama vuruşunu göremezsem kendimi randevusuna geç kalmış biri gibi hissederdim.
Lig, Şampiyonlar Ligi, Uefa Kupası, Türkiye Kupası, Avrupa Şampiyonası Elemeleri, Avrupa Şampiyonası, Dünya Kupası Elemeleri, Dünya Kupası, Hazırlık maçları derken yılda ortalama en az 100 maç seyrediyordum. Yılda 100 maç seyretmek toplama 9000 dakika, 150 saat başka bir ifade ile 7 güne eşdeğer bir zaman dilimi demekti. Sigarayı da bırakmış olmanın vermiş olduğu özgüvenle kendime bu maç seyretme tiryakiliğinden de kurtulmalısın dedim. 20 yıl içtikten sonra sigarayı bırakınca şunu anladım ki sigara gerçekten bir pişmanlık ve özlenmeyen hayırsız bir sevgiliydi. Aynı şey neden futbol için geçerli olmasın diye geçirdim aklımdan. Futbol maçı seyretmek için Digitürk’e yılda ortalama 600 TL, takıma destek için 100 TL değerinde forma, bazen kombine bilet ve bazende maç bileti almak ve diğer yan giderler suretiyle toplamda 1500 TL yakın bir bedel ödüyordum. Futbol bir ürün ve siz bir müşteri iseniz ödediğiniz 1500 TLnin karşılığını eğlence anlamında alamıyor, çoğu zaman daha çok stresleniyor, takımınız yenildiğinde üzülürken futbolcuların umursamaz tavırlarıyla gece alemlerine akması daha da sinir bozucu oluyordu. Stadyuma maç seyretmeye gittiğinizde çektiğiniz eziyet, taraftar gruplarının seviyesiz ve gereksiz dayatmalarına katlanmakta cabasıydı. Kendi kendime yarattığım bu esaret bitmeliydi diye düşündüm.
Basit bir şekilde düşündüğüm de, Futbolcular, Teknik Direktörler, Hakemler, Kulüpler, Kulüp Başkan ve Yöneticileri, Yayıncı Kuruluşlar ve Yorumcular ödediğimiz paralarla oluşan futbol pastasından bir şekilde nemalanıyor sonuçta işin maddi ve manevi cefasını biz futbol seyircileri çekiyorduk. Bu hiçbir akla ve mantığa sığmıyordu. İnsan kendisini tuttuğu kulübün bir üyesi ya da bireyi gibi hissetse de bunun sahte olduğu kulüp tesislerine gidildiğinde çok net bir şekilde anlaşılıyordu. Çünkü tesislerin kapısı yüzünüze duvardı. Hiç kimse sizin aldığınız forma ile ilgilenmiyor, takımınız kaybettiğinde ne kadar üzüldüğünüzü belkide ağladığınızı kimse umursamıyordu. Evet taraftarlık ve futbol sahte bir dünya idi. İçinde oluğunuzu hissettiğiniz fakat hiçbir zaman içinde olamadığınız bir dünya.
En basit olarak sizinde çevrenizde hayatını fanatik bir futbol taraftarı olarak geçirmiş ve ölmüş insanlar vardır. Acaba hangisinin cenazesine tuttuğu takım tarafından bir çelenk gönderilmiş ya da başsağlığı mesajı yayınlanmıştır? Bu olamaz çünkü birey taraftar olarak kimse sizi önemsemez.
Futbol belkide çoğu amaçsız ve idealleri olmayan insanların toplandığı kitleleri uyutmak için kullanılan bir oyunda olabilir. Franco nun halkını yüzbinlik beşiklerde salladığı gibi.
Benim için futbol, 22 kişinin oynadığı ve milyonların izleyerek zevk aldığı pornodan başka birşey değildir çünkü futbol oynadığınızda futbolun ve spor yapmanın zevkine varırsınız, koşarsınız, şut çekersiniz, yere düşersiniz, gol atarsınız bunları siz yaptığınız için zevk almanız gayet doğal.
Öyle ise başkaları oynarken alınan zevkin porno’dan ne gibi bir farkı olabilir?